Ayasofya -Orhan Camii

Ayasofya -Orhan Camii

Sophia kilisesinin inşa tarihi günümüze kadar kesin aydınlatılmamıştır. Bizans kaynaklarında adı ilk kez 787 yılında İznik’te toplanan yedinci ruhanî konsille birlikte zikredilir. 11 Ekim 787 günü Patrik Tarasios başkanlığında, 350 piskopos ve çok sayıda keşişin hazır bulunduğu ilk oturum bu kilisede yapılmıştır.
1065 yılındaki zelzele, İznik’teki birçok yapıda olduğu gibi, kilisede de büyük çapta hasara yol açmıştır. “731 H/15 Ekim 1330-31 M.” Tarihinde şehrin Orhan Gazi tarafından fethedilmesiyle camiye dönüştürülen yapı hakkında Osmanlı tarihçileri bazı bilgiler naklederler.
Âsık paşa, Orhan’ın “bir ulu kiliseyi cami” ve “bir manastırı da medrese yaptığını” belirtir. 17. yüzyılda İznik’i ziyaret eden Evliya Çelebi, şehrin camilerini tanıtırken Ayasofya’yı “en meşhiri Orhan Gazi Camiidir. Kiliseden camiye tahvil edilmiş,üzeri kurşunla örtülü, bir minareli büyük bir mabettir. Eskiden yandığından Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a tamir ettirilmiştir” der. Evliya Çelebi’nin onarımla ilgili verdiği bilgiler, Mimar Sinan’ın Tezkeret-ül Gbniye’siyle doğrulanmaktadır. 18. yüzyıl seyahatnamelerinden, “Konsil Kilisesi”nin o dönemlerde harp ve terk edilmiş olduğunu anlıyoruz.
1804’lerde kiliseyi ziyaret eden J. Von Hammer, yapının çatısı çöktüğünden kullanılmadığını ve giriş kapısı üzerinde Orhan’ın tuğrasının bulunduğunu belirtir. C. Texier’nin yayınlarında yapı 787 koniline göre 8. yüzyıla tarihlendirilmiş ve kubbeli bir bazilika şeklinde tanımlanmıştır.
19. yüzyılın ikinci yarısı ve sonlarında yayınlanan seyahatnameler arasında X. Hommaire de Hell’inki gibi bir plan vermesi açısından önemlidir. 1870’lerde yapıyı ziyaret eden  C Papadopoulos geniş bir tasvir sunmuş, ilk kez Türk dönemi çinileri hakkında bilgi vermiştir.

Yapının mimari özellikleri ve sanat tarihi içindeki yerini inceleyen ilk araştırmacılar O.Wulff, C. Gurlutt  ve N. Brunoff’tur. O. Wulff yapıyı 8. yüzyıl içinde değerlendirmekte, C. Gurlitt ise ilk yapının çok daha önceki bir tarihte, 4. yüzyılda yapılmış olduğunu ileri sürmektedir.
N. Brunoff, ayrıntılı bir inceleme sonucunda dört ayrı yapı dönemi tespit eder. 1935’lerde İznik’te Alman Arkeoloji Enstitüsü adına yapıyı inceleyen A.B.Schneider, üç dönem ayırt eder. Birinci yapı 5.-6. yüzyılda altta kesme taş ve pencere hizasında tuğla ile inşa edilen üç nefli Helenistik bazilikadır. 1065 sonrası yapının zemini 1.4 m. yükseltilerek, kubbeli pastoforium hücreleri eklenmiş ve neftler payelerle sınırlandırılmıştır. Bu dönemin karakteristik duvar tekniği gizli tuğla tekniğidir. 1330 yılı sonrası zemin yeniden yükseltilmiş, nefleri ayıran destekler değiştirilmiştir.

Kilisedeki fresko kalıntılarını ayrıntılı bir şekilde tanıtan m. Ülpadoff, üslûp özelliklerinin Trabzon H. Sophia’sındaki freskoları hatırlattığını ve bu nedenle 13. yy.’da tarihlendirilebileceklerini savunur. Kilisenin orta nefinde günümüze gelebilen yer mozaikleri, S. Eyice’nin bir makalesinde karşılaştırmalı bir değerlendirmeyle  11. yüzyıla tarihlendirilir.

Kilise doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlı, üç nefli bir bazilikadır. Orta nef doğuda, içten yuvarlak, dıştan yedi cepheli apsisle, yan nefler pastoforium odaları ile sonuçlanır. Batıda narteksin güney duvar kalıntısı mevcuttur. Naos ortada dikdörtgen kesitli  iki paye ile doğu ve batıda duvar payeleri yuvarlak kemerlidir. Batıda orta nefe üç, yan neflere birer kapı ile geçilir; eksendeki kapı diğerlerinden geniştir. Tüm kapılar, -eksendeki hariç- örülerek kapatılmıştır. Kuzey duvarda, eksenin doğusundaki yan giriş bugün örülmüştür.

Kilisenin camiye dönüştürülmesi sırasında, naosun güney, diakonikonun batı duvarı arasında, kıbleye paralel bir duvar örülmüş, içine yarım yuvarlak bir mihrap nişi açılmıştır. Narteksin güneybatı köşesine, benzer bir şekilde beşgen bir mihrap yapılmıştır. Kilisenin kuzeybatı köşesine inşa edilen minare kare kaidelidir, girişi güneydedir. Batı cephedeki kapılar dikdörtgendir; halen kullanılan merkezdeki kapının üzerinde yuvarlak bir hafifletme kemeri görülür. Orta nef yüksek ve düz, yan nefler dışa eğilimli saçak hatlarıyla sonuçlanır.

Yapı farklı dönemlere ait malzeme ve duvar teknikleri gösterir. Kuzey, güney ve doğuda beden duvarları altta büyük mermer bloklar ve kesme taşla, üstte tuğla, moloz taş ve harç kırışımı bir teknikle örülmüştür. Bu duvarların alt pencereler hizasında orijinalde yalnız tuğla ile inşa edildikleri, ancak çeşitli onarımlarda dokularının değiştiği bellidir. Apsis duvarında yer yer gizli tuğla tekniği tesbit edilmiştir. Minarenin kaidesi bir sıra kesme taş, iki sıra tuğla ile almaşık teknikte, pabuçluğu ve gövdesi tuğla ile örülmüştür. İki mihrap da tümüyle tuğladır. Kapı ve pencere açıklıkları moloz taş ve harç karışımı bir teknikle örülerek kapatılmıştır.Ancak bu değişimlerin dönemleri ayrıntılı bir çalışmayla aydınlatılabilir.

Yapı Bizans dönemine ait bazı fresko kalıntıları içerir. Bunlar pastoforium odalarının kubbe ve duvarlarında ayrıca kuzey yan nef duvarındadır. Orta nefin batısında, bemada ve apsiste yer mozaikleri vardır. Apsis ve bemadakiler siyah ve beyaz taşlarla yapılmış geometrik motifler gösterir Orta nefi batısında 3.60×3.60 m. Boyutlarında “Opus sectile” tekniğinde bir yer mozaiği vardır. Dikdörtgen ve karelerden müteşekkil bir bordürle sınırlanan yüzeyin ortasında beyaz mermer şeritlerle iç içe iki daire sırası oluşturulmuştur. Dairelerin iç yüzeyi merkezde büyük renkli toş ve mermer plakalar, etrafında küçük taş ve mermer parçalarıyla yapılan geometrik motiflerle kaplanmıştır.

İletişim

Sanal Tur
  • Kılıçarslan Cd. İznik